<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137</id><updated>2012-02-13T03:20:59.254+02:00</updated><title type='text'>ZuritaMarduk</title><subtitle type='html'>"To make some omelettes, you break some eggs; Do you see what I mean?"</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>10</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-2457416890953444830</id><published>2012-02-12T00:10:00.000+02:00</published><updated>2012-02-13T02:54:51.392+02:00</updated><title type='text'>Mutsuz *RELOADED*</title><content type='html'>Uzun zamandır başlayıp başlayıp bitiremediğim kayıtlardan/günlüğümden nadide parçalar. Buyrun, afiyet olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Son yazımın başlığı gibi "Mutsuz"um. Mutlu olamıyorum hiçbir zaman. Hayatta karşıma çıkan hiçbir şey, bana mutluluğu vadetmiyor. İnsanlardan ümidi keseli zaten çoook uzun zaman oldu. Tükürdüğünü yalayanlar, göz göre göre insanı enayi yerine koymaya çalışanlar, adamdan saymayanlar... Susuyorum ve susmaya da sonuna kadar devam edeceğim herhalde. Konuşsam neye yarayacak ki sanki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kolpa dolu her taraf. İşin acı tarafıysa, her daim ve her alanda bu kolpaların kazanması. Kolpalıklar dünyasında yaşıyoruz, kim ne derse desin. Herkes yapmacık, herkes gösteriş peşinde, herkes çıkarcı olur mu lan? Olurmuş. İtirazın varsa geç karşıma. Çok doluyum bak, sabaha kadar delicesine tartışabilirim seninle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*S*ktir olup gitmek istiyorum herkesten. Pendik'ten, İstanbul'dan, Türkiye'den. Hatta kendimden bile. Geçmişe gömülmiş kalmış, bu gününden zerre tat almayan ve b*ktan bir geleceğin beklediği bir hayat ne kadar "Yaşanılabilir" olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yukarıda da bahsettiğim "Adamdan Sayma" mevzusu. Bu dünyada "Adam" olabilmek için ne yapmak gerekiyor? Ana avrat düz gütmek, en iğrencinden karı kız muhabbeti yapmak, kızlara yavşamak, en ufak şeyden kavga çıkarmak falan mı? Gördüğüm kadarıyla genel kabul gören bu çünkü. Yukarıda bir iki "S*ktirli", "B*klu püsürlü" cümle kurdum. "Adam"lığa bir adım daha yaklaşmış oldum mu şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Herkes kendince mantıklı bir ideolojinin peşine takılmış gidiyor. Ne diyeyim, saygı duyuyorum. Aynen devam edin, arada birbirinize sataşın falan. Eğlence çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hayat dediğin bir ton hata ve saçmalıklar silsilesi. Dünyaya geliş başlı başına bir hata zaten. Sonradan da saçmalıklar alıyor başını gidiyor. Her gün en az "Lan keşke gelmeseymişim bu dünyaya." demem benim kişiliğimden kaynaklanan bir şey mi? Siz de diyor musunuz bunu, yoksa o "bir ton hata ve saçmalıklar silsilesi" ben miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Doğduğumda nefes almıyormuşum. Baya bi uğraşmışlar beni dünyaya getirmek için. Özellikle de kadın bi doktor çok uğraşmış. Niye uğraşıyosun di mi? Bu kadar idealist olmanın anlamı ne? Çok mu güzel oldu, büyük marifet mi başardın beni kurtardın diye? "Bak ben geldim, çekiyorum onca sene. Yok öyle gelmeden gitmek!" diye hırs mı yaptın nedir? Elime bi geçse o doktora iki çift lafım var da... Amerika'ya mı ne gitmiş 1990'larda. Hipokrat yeminini yediğim. Öldüysen mezarında ters dön e mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Neyse ki sol elli insanlar (ben), sağ ellilere göre ortalama 9 sene daha az yaşıyorlarmış. Doğruysa yaşadık(!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Oyun da oynayamıyorum artık. Deli gibi beklediğim oyunları final haftamda birer birer bilgisayarıma kurdum. Final haftası geçti, birini bile açmak gelmedi içimden. Assassin's Creed Revelations, Batman Arkham City, Call of Duty Modern Warfare 3, Dirt 3... Hepsini toplasan 1 saat oynamadım, oynayamadım. İçimden gelmedi, zerre zevk almadım. Bir tek oyunlarım vardı, onlar da terk ettiler beni (eellerim bak boş kaldııı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hiçbir şeyi hakkıyla yaptığıma inanmıyorum. İngiliz Dili ve Edebiyatı 4. sınıf öğrencisiyim mesela, bir tane edebi akımı vs. tam anlamıyla bilmem. Sınav öncesi ezberlerim, sonra unuturum gider. Yani bana edebiyat sorusu falan sormaya kalkmayın, zerre bütünlüklü bir cevap alamazsınız. Kem küm eder dururum ki, tecrübeyle sabittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ama okuduğum sınıfın %90'ına bakıyorum... Facebook'taki tüm beğenileri ve profil resmi 4 senedir okuduğumuz kitaplar, tiyatro oyunları vs. olanlar, Shakespeare'i, Chaucer'ı, James Joyce'u dilinden düşürmeyenler. Neler neler... Millet işini biliyor demek ki aga, helâl olsun. Onlar belki size bütünlüklü cevap verebilirler bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Devir yalakalık devri azizim. Ama bu konu üzerinde konuşmama daha var. Durduk yere başımızı belaya sokmayalım di mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Saçım uzunken, çok afedersiniz ama &lt;b&gt;"&lt;/b&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;ÖKÜZ&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/u&gt;&lt;b&gt;"&lt;/b&gt; gibi bakan çevre halkı, saçı kestirip sakalları uzatarak hoca kılığına bürününce beni pek bir normal karşılıyor artık. Ama şimdi de ben kendimi normal karşılamıyorum. Ne olacak şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;i&gt;(GÜNLÜKTEN)&lt;/i&gt; Ağlayacak gibiyim günlük. İstediğim her şey gerçekleşiyor gibi, hiçbir şey gerçekleşmiyor gibi. Aklımda o kadar çok şey var ki. Düşünceler, kelimeler. Yapmak istediklerim, başaramadıklarım. İsteklerim, arzularım, pişmanlıklarım... &lt;i&gt;(Sonra da bir sayfa boyunca "Ne olacak?" yazıp sayfanın sonunu soru işaretleri ile doldurmuşum. Hey gidi günler... - 18.11.11 - 22.25)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;i&gt;(GÜNLÜKTEN)&lt;/i&gt; Selam günlük.Bugün tam 4 tane yazılım vardı &lt;i&gt;(tek tasa bu o sıralar tabi, Lise 1-Mert)&lt;/i&gt;. Sağlık, Trafik, İngilizce, Matematik. Gerçi İngilizce ertelendi. Gerçi yazılı olsa büyük ihtimalle 5 alırdım ama &lt;i&gt;(özgüven de tavanmış o sıralar-Mert)&lt;/i&gt; yoğunluk bakımından iyi oldu.&lt;i&gt; (7 Ocak 2005, ilk günlüğümün ilk satırları.)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;*Öyle böyle yaşıyoruz işte. Başında zorla gelmişim zaten, devamı da zorlaya zorlaya gidiyor bir şekilde (gitmiyor aslında da, neyse). Etraftaki herkes, her şey zıvanadan çıkmış. Uçuruma sürükleniyoruz bildiğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bi de böyle yazmak güzelmiş bak, bütünlüklü yazılar da yazamıyorum artık çünkü.&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Bölük pörçük yazılar çıkıyor ortaya sonra. Belki daha sık yazabilirim bu şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da diyorlar ki "Bu Mert neden hiç konuşmuyor?". Yazıyorum işte arada, yetmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu&amp;nbsp;- Le Moulin/Yann Tiersen&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-2457416890953444830?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/2457416890953444830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2012/02/mutsuz-reloaded.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/2457416890953444830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/2457416890953444830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2012/02/mutsuz-reloaded.html' title='Mutsuz *RELOADED*'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-1431401352613765764</id><published>2011-01-01T13:09:00.001+02:00</published><updated>2011-01-01T13:09:17.879+02:00</updated><title type='text'>Mutsuz</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Mutsuz bir hayat yaşıyoruz hepimiz. Mutsuz doğduk, mutsuz yaşıyoruz ve mutsuz öleceğiz. Sadece aralarda, kısa süreli mutluluklar yaşayacağız, o kadar. Kimi zaman o çok istediğimiz bilgisayara kavuşmak olacak bu mutlulukların sebebi, kimi zaman da bölümdeki en hasis hocanın finalinden geçmek. Fakat etkisi birkaç gün, birkaç hafta belki de birkaç ay sürecek; daha fazlası değil. Sonrasında derin mutsuzluk yine kaplayacak benliğimizi. Fakat insanlar her zaman mutlularmış gibi yalandan gülmeye, kahkahalar atmaya devam edecekler; içleri kan ağlasa bile. Umarım yanlış görüyorumdur, umarım bunlar benim yaşımın getirdiği tecrübesizliğimin sonucunda ortaya çıkan düşüncelerdir. Aksi taktirde hayat gerçekten gittikçe daha da çekilmez hale gelirken, insanlar mutsuzluklarını saklamak için daha şiddetli kahkahalar atmaya başlayacaklar ki; sonrasını düşünmek bile istemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-1431401352613765764?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/1431401352613765764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2011/01/mutsuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/1431401352613765764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/1431401352613765764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2011/01/mutsuz.html' title='Mutsuz'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-6987724224075036417</id><published>2010-09-29T11:35:00.000+03:00</published><updated>2012-02-13T02:46:49.832+02:00</updated><title type='text'>Kahverengi Klavye Tıkırtıları</title><content type='html'>Uzun zaman oldu klavyemi buralarda tıklatmayalı. Bunun nedenleriyse daha önce de bahsettiğim zamanı iyi kullanamam, okulum ve işim gereği okuma/yazmayla yeterince fazla haşır neşir olmam ve burası dışında asıl yazdıklarımın, günlüğümdeki çiziktirmelerim olması diyebilirim (ki oraya yazdıklarımı buralara yazsam...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı ise herhangi bir konuya bağlı olmayacak. Kırmızıdan bahsedip yeşille devam edecek, ordan maviyle beyaza dokunup sarıyla son bulacağım. Ama gökkuşağı misali renkli şeyler beklemeyin siz yine de, hayal kırıklığına uğrarsınız. Şu blogu ve dolayısıyla yazdıklarımı takip eden bir, bilemedin iki kişinin bildiği üzere (çok pis duygu sömürüsü yaparım) yazılarım renk fakiri olur genelde. Siyah tek renktir, arada da nostaljiyi anıp sepya olur kelimeler. Tüm o harf yığınlarının oluşturduğu ana kelime, ve hepsinin bir ayna misali yansıttığı ortak düşünceyse "Melankoli"den başka bir şey değildir (ve yağmur yağmaya başlar). Bu yazı da farklı olmayacak; o nedenle siyah içinde boğulmak yerine gidip kendinize okumak için rengârenk, eğlencelik bir şeyler bulabilirsiniz (kulakların çınlasın Lemony Snicket).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki bu sefer lafı uzatıp, kelimeden kelimeye atlamaya falan niyetim yok. Söyleyeceğim şey normalde üç, istenirse daha etkili küfürlerle dört-beş, ya da kısa olması için kasılırsa iki kelimeye bile sığdırılabilecek bir şey ne de olsa; Hayat b*k gibi. Üç kelimeli ve nispeten daha az argo versiyonunu yazdım buraya bakın. Şu anda elimde tuttuğum kara kaplı günlüğümdeyse çok kelimeli, bolca okkalı küfür barındıran versiyonuna bolca rastlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki hayat neden b*k gibi? Neresinden tutarsan elinde kalan, elinde kalan parçası da genelde bir işe yaramayan bir hayattan bahsediyorum, ondan olmasın? Olabilir. Seyrek olarak karşıma çıkan ve mutluluk veren bir olay ağzımdan burnumdan gelsin diye gölgeler ardında bekleyen can sıkıntılarına ne demeli? Sonra hayatta yapmak istediğin istisnasız her şeyin ama her şeyin başının para olması var. Okuldaki -bazı- hocaların, günlerce çalıştığın sınavlara gerek kâğıtları okumayarak, gerekse okuyup da 10 gibi notlar vererek (okumasa daha iyi) tüm yaşam enerjini sömürmesi var. Her gün okul diye gittiğin tuğla yığınlarında sürünen hücre birikintilerinin arasında derse girmek var (üzerine alınan alınsın). Âşık olduğun kadının yüzüne bakıp elinden tutmak yerine (bir çok nedenlerden dolayı) sadece piksellerde yaşayan imajına bakmak var (piksellerde yaşıyor bazı hayaller). Kaç senedir istediğin şeylerin, yaptığın planların o ya da bu şekilde her daim iptal olması durumu var. Her konuda geleceğin belirsiz oluşu var. Sonra tüm bunları düşüne düşüne iyice bataklığa gömülüp hayatı kaçırmak, geçmişin özlemini duymak ve her şeyin daha da kötüye gitmesi var. Var da var yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yaptım biliyor musunuz? Bunlarla savaşmak için silâhlar geliştirdim. Kendimi işime verdim, vaktimin çoğunu ona harcadım. Kafamın her daim bir şeylerle meşgul olması beklediğimden daha fazla yararlı oldu. Ama baktım iş bitince kendi içimde yaşamaya devam ediyorum, artık eskisi kadar başvurmadığım video oyunlarıma daldım. Kitap okumaya yeniden başladım, takip edecek yeni dergiler buldum. Fotoğraf makinemi kapıp resim çekme planlarımı kısmen de olsa gerçekleştirdim. External'ım patlamasaydı her güne bir film izleyecektim, yeni dizilere başlayacaktım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra işi kökünden ele alıp kendimi, kişiliğimi kökten değiştirmeyi düşündüm. Karakterimdeki boşlukları kapatmak için kurallar koydum, uyguladım. Uğraştım, didindim, sabrettim, bir iki ayı geçirdim böyle. Sonunda baktım pek bir işe yaramıyor, olduğum yerde sayıyorum, askıya aldım bu düşünceyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemedi kısaca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan hemen sonra da bu yazıyı yazmaya başladım işte. İnsan yazınca, paylaşınca rahatlıyor, karamsarlığından bir nebze sıyrılıyor. Sonra yatıyoruz, sabah oluyor. Değişenlerin yanında bir tek hayatın b*kluğu bâki kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu - The Innocent Abandoned/Stephen Bennett &amp;amp; Jamie McMenamy/Sanitarium OST&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-6987724224075036417?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/6987724224075036417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/09/kahverengi-klavye-tkrtlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/6987724224075036417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/6987724224075036417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/09/kahverengi-klavye-tkrtlar.html' title='Kahverengi Klavye Tıkırtıları'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-7640056509419900292</id><published>2010-06-06T18:52:00.000+03:00</published><updated>2012-02-13T02:56:52.787+02:00</updated><title type='text'>Gökten Üç Nokta Düşmüüş...</title><content type='html'>Çocukluğunuzu hatırlar mısınız? Ben hatırlarım da, ne de huysuzdum. Annemin babamın burunlarından getirirdim tabiri caizse. İstediğim olmadığında kıyameti koparırdım, kimseye karşı lafımı esirgemezdim, hazırcevaptım. Cesurdum da; içinde hayalet olduğu söylenen evin dibine girip camından içeri bile bakma cesaretini bile göstermiştim Tekirdağ'daki o eski evimizde. Sosyaldim, bir sürü arkaşım vardı beni seven, hiçbir çıkar gütmeden. O zamanlar tek bir isteğim vardı benim de her çocuk gibi: Büyümek. Bunu her dile getirişimde annemle babamın gülüşerek, şakayla karışık 'Büyü de gör gününü.' tarzı şeyler söyledikleri hala aklımda. Belki öylesine söylenmiş bu lafların benim açımdan ne kadar doğru olduğunun bilincinde miydiler acaba o zamanlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21'e birkaç ay kaldı, büyüdüm artık. Ama insandan çok bir odun olarak geliştim ben. Yakın arkadaşlarım hariç beni tanıyanlar bilirler, insan ilişkilerinde sıfırımdır. İlkokulun ilk üç sınıfını üç farklı okulda ve iki farklı şehirde okumam oldu belki de bunun nedeni, bilmiyorum. Çocuk aklımla girdiğim depresyon, kendimi yemeğe vermem, ilkokul 1'de annemin zorla ağzıma ekmek tıkıştırırken, 3. sınıfta aynı ekmeği elimden alamaması sonrasında gelen kilolardır herhalde bu odunluğun en büyük sebebi. Obezite problemi olanlar, insanların kendilerine karşı ne kadar pislik ve acımasız olabileceğini bilirler (En hafif tabirler bunlar). Gerizekâlı kız arkadaşına yaranmak için senin üzerinden espri yaparlar, seni adam yerine koymazlar; yaptığın her hareket, dinlediğin müzikler, oynadığın bilgisayar oyunları, okuduğun kitaplar teker teker milletin alay konusu olur. Ana avrat küfür edilir sana, cevap veremezsin. Üstüne cevap veremediğin için kendine kızar kendi kendini yersin. Sonra kendine bir kabuk oluşturur, oraya çekilirsin. Bundan sonra en yapmaman gereken şey o kabuğu kalınlaştırıp olabildiğince derinlere gömülmektir ama başka çaren yoktur, elden bir şey gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların nedeni olan o lanet 30 kilodan kurtulursun, her şeyin bittiğini zannedersin. Eskiden sana tiksintiyle bakan bazılarının artık söylediğin sözleri can kulağıyla dinleyip, komik olmayan esprilerine bile güldüklerini görür iyice nefret edersin insanlardan. Bundan sonra yapman gereken o kabuktan çıkmaktır ama sandığın kadar kolay olmaz bu. Senelerdir uğraşırsın, yine de kandi kendini hapsettiğin o lanet kabuk salmaz seni öyle kolay kolay. İnsanlar senin yeni haline aldanıp tamamen değiştiğini sanırlar ama aslında değişenin sadece dış görünümün olduğunu fark edince acımasızca devam ederler saldırılarına. Tereddüt edersin, kabuğundan sıyrılıp sıyrılmamaya yeniden. Bilemezsin ne yapacağını, askıya alırsın kabuğunu kırmayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra üniversite hayatın başlar. Yeni bir başlangıç dersin, kendini gaza getirirsin ama nafile. Psikolojin bozulmuştur bir kere, insanlarla ilişkilerin hâlâ sıfırdır. Etrafındakiler üniversiteli gibi davranırlar, sen ise ilkokul seviyesinde kalmışsındır sosyal mevzularda. İki lafı bir araya getirip de konuşamazsın, diyalog kurmayı bilmezsin çünkü. İkili ilişkilerde de berbatsındır, hiç başlamaması gereken ve eline yüzüne bulaştırdığın ilişkiler yaşarsın. Sonra karşına başkaları çıktığında korkarsın aynı şeyleri yaşamaktan, geri çekilirsin. İnsanların seninle alay edeceği paranoyasına o kadar çok kaptırmışsındır ki kendini, açık vermemek için uğraşırsın farkında olmadan. Daha da gülünç duruma düşersin ama böyle yaparak. O nedenle insanlardan da olabildiğince kaçarsın sen de. Lanetlenmiş gibisindir artık, kurtuluş yok gibi gelir sana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatriste başvurmaktan antidepresanlara kadar bir ton şey geçirirsin kafanda. Tüm bunlardan dolayı boğulacağını zannettiğin ve arka odada sessizce ağladığın sırada intihar bile gelir aklına. Çocukken ölesiye korktuğun yaratıcının seni terk ettiğini düşünürsün, ondan nefret edecek seviyeye gelirsin. Sonra gözyaşların diner, rahat kafayla bir daha düşünürsün ve kendini değiştirme konusuna eğilirsin yeniden. Kendine yeni meşguliyetler bulursun, zaman akıp geçsin bir an önce diye... Sonunda kendini şöyle düşünürken bulursun; "Çocuk olmak vardı şimdi be..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yazı boyunca bolca 'Enigma Ft. Sarah McLaughlin - Silence' tüketilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yazıyı 29 Haziran'da sabaha doğru 3 gibi falan yazdım. Kusurabakmasın da saçmalıyor azıcık blogger.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-7640056509419900292?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/7640056509419900292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/06/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7640056509419900292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7640056509419900292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/06/blog-post.html' title='Gökten Üç Nokta Düşmüüş...'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-7155856855104986007</id><published>2010-04-26T04:52:00.000+03:00</published><updated>2010-05-10T02:34:03.404+03:00</updated><title type='text'>Ne Olacak Şimdi?</title><content type='html'>Saat 04.52, yani sabahın körü. Ezan az önce okundu Kayseri'de. Yedik eğlendik, içtik eğlendik, sohbet ettik eğlendik, sonra yeniden yedik eğlendik. Bomboş Kayseri sokaklarında yolun ortasında halay çekip şarkılar söyledik. Sonra eve geldik. Herkes sıcacık yatağında horlamaya başlarken alınan alkolün etkileri de ufaktan geçmeye başladı ve o hüzün dalgası yine sardı benliğimi.&lt;div&gt;&lt;div&gt;Yok aslında. İçerken de hüzünlüydüm. Yerken de. Halay çekerken de, bağırarak şarkı söylerken de. Hatta buralara kadar gelip tüm bunları yapmamın sebebi de bu hüznümden bir an olsun arınmak değil miydi sanki? Öyleydi. E sorun neydi o zaman? Neden bu hüzün senelerdir peşimi bırakmıyor, gölge gibi takip ediyordu benliğimi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte onu çözemedim kaç zamandır. Uzun süredir neden böyle olduğunu merak edip durmama rağmen bir çözüm üretememek belki de bu hüznün yegane kaynağı. Bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum, onu da bilmiyorum. Ya da biliyorum ama bilmemezlikten gelmek işime geliyor. 'Bilmiyorum' diyerek kenara çekilmek, sorumluluklardan; zorunluluklardan bir an olsun kaçmak en iyi çözüm oluyor bir an belki de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki de...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saçmalıyorum. Saat 05.31, hava aydınlanmaya başlıyor. Ufaktan uykum da geliyor. Nette halletmem gereken son bir işim var, en sevdiğim müzik eşliğinde. Sonrasında yapacağım belli. Sıcacık yatağımda, herkesin yaptığı gibi horlamak üzere başımı yastığa koymak ve rüyamda istediğim şeyi görmeyi dilemek. En azından biri gelip uyandırana kadar bir kaç saat de olsa mutlu olmak, hayattan zevk almak...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçekten saçmalıyorum ya da ben zaten başından beri bir saçmalığım. En azından çevremdekiler öyle diyorlar hep. Keşke tüm bunlar bir rüya olsa ve yarın sabah kalkınca bu saçma beden içindeki saçma ruhun yerine sapasağlam bir benlik bulsam...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fena olmaz mıydı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biterken Çalıyordu : Yann Tiersen/Les Retrouvailles/La Plage&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-7155856855104986007?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/7155856855104986007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/04/ne-olacak-simdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7155856855104986007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7155856855104986007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/04/ne-olacak-simdi.html' title='Ne Olacak Şimdi?'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-5783252593000330933</id><published>2010-02-20T19:12:00.000+02:00</published><updated>2010-04-25T18:00:03.351+03:00</updated><title type='text'>Boş Mutfak</title><content type='html'>Bir ev vardı eskiden. Ocağından eksik olmayan tencerelerden tüten buharın mutfağını ısıttığı, mis gibi kokularla doldurduğu bir evdi bu. Hele bayram zamanları bu tencerelerin sayısı katlanır, cıvıl cıvıl çocukların neşeli uğultuları her yanı doldururdu bu evde. Evin sahibesi al yanaklı tonton teyzenin elinden her iş gelirdi. Bu cıvıldaşan çocuklar da onun canından çok sevdiği torunlarından başkası değildi zaten. Onları evinin kapısında gördüğü vakit sevinçten gözyaşlarını tutamaz, ne yapacağını şaşırır, eli ayağına dolaşırdı bu teyzenin. Hepsini teker teker öpüp koklar, saçlarını okşar, usta aşçılığını en çok onların karşısında sergilerdi. Nasıl desem, yaptığı yemeklere bir tutam sevgi katmak tam onun işiydi. Torunlarının her ihtiyaçlarına koşar, ceplerinden harçlığını eksik etmezdi. Bu çocuklar hayatının en önemli varlıklarıydılar onun için, ötesi yoktu. Onlarla birlikte olduğu zamanlarda yüzünden eksik olmayan gülücüğü bunu gösteriyor olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torunları ile çocuklaşırdı da bu teyze. Anlamasa bile sırf onları mutlu etmek için onlarla oyunlar oynar, eğlencelerine ortak olurdu. Çocuklar annelerini yahut babalarını kızdıracak bir şey yaptıklarında, sığınacak noktaları da bu tonton teyzenin gölgesi olurdu. Teyze anneleri babaları ikna eder, olayları tatlıya bağlar, suçlu çocuğu da sevecenlikle uyarırdı. Tüm bu anlattıklarım, 10 sene öncesi falandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman her şeyin ilacıdır derler. Gariptir, aynı zamanın her şeyi eninde sonunda mahvettiği kimsenin aklına gelmez nedense. İlaç dedikleri zaman geçtikçe teyzenin çocukları birbirlerinin gölgesine kurşun sıkmaya, aynı zaman geçtikçe büyüyen ve kendi dertlerinden gözleri kör olan ve hayırsız çıkan torunlar o eve uğramaz oldular. Teyzenin bir zamanlar sevinçten akan göz yaşları kederden akmaya, sevinçle atan kalbi hüzünle boğuşmaya, sevinçten birbirine dolaşan eli ayağı yaşlılıktan birbirine dolaşmaya başladı. Önceleri ocağın üstünde keyifle fısıldayan tencereler, uzun zamandır mutfak dolabında toz tutmuş halde sessiz sedasız yatıyorlardı.  Ocakta ateş yanmayalı epey zaman olmuş, çocuk cıvıltıları eve uğramayalı yıllar geçmişti. O cıvıltıların yerini, tahammül edilemez boş uğultular almıştı. O ev, o mutfak artık boştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden mi biliyorum? Annesinin gazabından o teyzenin gölgesine sığınan, onunla türlü oyunlar oynayıp, yaptığı yemekleri iştahla midesine indiren, en güzel çocukluk anılarını o evde geçiren o hayırsız torunlardan bir tanesi kimdi sanıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not: Zamanla sorunu olan birisi olduğumu yazmıştım daha önce de. Yazının bu kadar gecikmesi de aynı nedenden dolayı. Daha neler gecikiyor benim beceriksizliğimden dolayı bir bilseniz, halime acırsınız...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu - Gogol Bordello/Super Taranta/Alcohol&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-5783252593000330933?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/5783252593000330933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/02/bos-mutfak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/5783252593000330933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/5783252593000330933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/02/bos-mutfak.html' title='Boş Mutfak'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-8221112010338959537</id><published>2010-01-12T01:31:00.000+02:00</published><updated>2012-02-13T02:45:31.372+02:00</updated><title type='text'>Şimdi Anladınız Mı Neden?</title><content type='html'>Ben bir oyuncuyum. Bilgisayar oyunları, hayatımı renklendirmede en çok rol oynayan etmen benim. Kimilerine göre oyun oynamak boş iş, kimilerine göre ben daha büyümemiş  çocuğum daha ama bilgisayar oyunları hayatımın vazgeçilmezi benim. Dedim ya, ben bir oyuncuyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, garip bir şekilde böyle bir oyuncu olmamda ailemin rolünü düşündüm, şaşırdım. Daha 5 yaşındayken elinde Atari2600 ile gelen babam, o emekliye ayrılınca ikinci atarimi alan teyzem, onu abimle aramızda geçen 'Mario Sırası Meydan Muharebesi' sonucunda ortadan ikiye ayırmak suretiyle NES'ler cennetine gönderen annem (sonradan kafasının etini yememle aldığı 3 bilgisayar ve üniversite hediyesi olarak aldığı PSP ile affettirdi kendini gerçi.), onun üzerine feci hasta olduğum bir gün gidip yeni bir klavyeli atari alan baba+abi kombinasyonum, beni 5 senedir takip ettiğim oyun dergisi ile tanıştıran abim derken, liste uzayıp gidiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama oyuncu olmamdaki tek sebep ailem değil elbette. Ortada bir kısır döngü var aslında. Etrafımdaki insanlardan, onların alaylarından, laf dokundurmalarından, yaptıkları iğrençliklerden tiksindiğim için belki de, evden çıkmak istemeyişim; kendimi bilgisayarıma adayıp, onu en iyi arkadaş belleyişim. Kilolu olduğum zamanlarda bilgisayarım benimle hiç alay etmedi; içki içmekten hazzetmiyorum, küfür etmekten hoşlanmıyorum, hayvanlar gibi kavga etmekten nefret ediyorum diye tek bir laf dokundurmadı o bana çünkü bu güne kadar. Tüm bu pisliklerden dolayı gözyaşlarımı yanaklarımda gezdirirken (bugün izlediğim bi filmden aşırdım bunu, kullanmasam ölürdüm.) onları kovalayıp her bir damlanın yerine yerine gülücükler yerleştirmeme yardım eden de oydu hep... İşte bu yüzden, bilgisayarıma bağlandıkça dışarıdan koptum; dışarıdan koptukça ona daha bir bağlandım. İşte bu yüzden, dedim ya, ben bir oyuncuyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir oyuncuyum. Şimdi anladınız mı neden??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu - Duman/Belki Alışman Lazım/Seni Kendime Sakladım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-8221112010338959537?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/8221112010338959537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/01/ben-bir-oyuncuyum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/8221112010338959537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/8221112010338959537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2010/01/ben-bir-oyuncuyum.html' title='Şimdi Anladınız Mı Neden?'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-7110436659831450361</id><published>2009-12-12T20:26:00.000+02:00</published><updated>2012-02-13T02:47:03.233+02:00</updated><title type='text'>İşte Öyle Bi'şey.</title><content type='html'>Bambaşka şeyler yazmak için açtım biraz önce bu sayfayı. Sonra baktım ki yazacağım bu bambaşka şeyler aslında daha önceki yazılarımın tamamen aynısıymış, vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine zamansızlık içinde bulduğum zamanda aynı şeyleri yapmaya devam ederek geçiyor hayatım, onda bir değişiklik yok şükür(!). Bunun yanında bir de her şeyin üstüme üstüme gelmesi durumu var, asıl şenlik orada başlıyor biraz da. İstanbul boğuyor, Ev boğuyor, okul boğuyor, dersler boğuyor, bilgisayar boğuyor, internet boğuyor, çevremdeki insanlar boğuyor, onlar yokken yalnızlık boğuyor; dinlediğim eski bir müzikle, saatlerini harcadığım eski bir oyunla, mutlu gibi görünen mutsuzların şirin gülümsemeleriyle süslediği eski fotoğraflarla geçirdiğim zamanlarda beynime hücum eden anılar boğuyor... En önemlisi ise, yıllarca aradığım ve hala aramakta olduğum o çıkar yolu bir türlü bulamamak boğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafımdaki insanlar da nisbet yaparcasına her daim gülümsemiyorlar mı bir de... Espriler, gırgır şamata gırla gitsin. Merak ediyorum, onlar da benim gibi yalandan mı mutluluğun resmini çiziyorlar, yoksa ben miyim sadece rol yapan? Çevremde acaba benim için "Ne mutlu çocuk be, ben de onun gibi olsam keşke..." diyen var mı? O kadar iyi taşıyabiliyor muyum bu gereksiz "Mutluluk" maskesini? Ama eğer böyle biri varsa onu hayal kırıklığına uğratacağım çünkü dediğim gibi, bu bir rol. Gülümsediğim her an, ağzımdan çıkan her kelime, yaptığım her hareket, tiyatro sahnesindeki bir oyuncununkiler kadar yalan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım iyiden sıkılmaya başladı artık kendim dahil her şeyden. Bu böyle nereye kadar gider, ne yapmalıyım bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selametle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu - Goran Bregovic/Arizona Dream OST/Death&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-7110436659831450361?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/7110436659831450361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/12/bambaska-seyler-yazmak-icin-actm-biraz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7110436659831450361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/7110436659831450361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/12/bambaska-seyler-yazmak-icin-actm-biraz.html' title='İşte Öyle Bi&apos;şey.'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-6698864067514300737</id><published>2009-11-15T01:06:00.000+02:00</published><updated>2012-02-12T19:49:37.349+02:00</updated><title type='text'>Tempus</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Telefonu elime aldım. "Eğer o zaman hala yaşıyor olursam düğününe gelmeyeceğim, gelirsem de oynamayacağım!" diyordu karşıdan gelen hafif kırgın ama şen görünmeye çalışan ses; "Hiç arayıp sorduğun yok bizi oğlum, sen de mi hayırsız çıktın?". Telefondaki ses bu ve buna benzer şeyleri dile getirmeye devam ederken, ben de şaşkınlığımı üzerimden bir an önce atıp, konuya en uygununu bulabilmek için bahanelerimi gözden geçiriyordum. "Okul," dedim karşıdaki sese, "Ders, şu, bu, bla bla...". O da böyle bir cevap geleceğine kendini hazırlamış olmalı ki, "Tamam oğlum şaka yapıyorum, anlıyorum tabi." dedi, daha ben cümlemin sonuna nokta koymaya fırsat bulamadan. Bunları söylerken ise beni başka bir şok dalgası sarıyordu. Bunlar bahane falan değildi, tamamen gerçekten ibaretti."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki birileri bir hınzırlık edip kum saatimin kumlarının yarısını dökmüş de, iki kat hızlı yaşıyorum hayatı. Yoksa kumlarımı çalıp da kendi saatlerine ekleyen hırsızlar mı bunlar? Ya da ben kendi kumlarımı çar çur ediyorum da ona buna mı çamur atıyorum yine kolay yolu tercih ederek? Yok gerçi, bu sefer gerçekten uğraşıyorum tek bir tanesi bile israf olmasın, hepsini gerektiği yerlere eşit dağıtabileyim diye ama dengeyi tutturamıyorum bir türlü her ne hikmetse. Etrafımda tüm işini eksiksiz hallettikten sonra kalan bolca zamanını keyfine göre değerlendiren o kadar çok sayıda insan var ki, şaşırıp kalıyorum; Hayranlık duymaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Acaba fazla gelen kumlarından istesem, birazını bana verirler mi? Hiç sanmıyorum gerçi, herkes benim gibi enayi mi karşılıksız iyiliklere girişsin? Milletin gözü açlıktan öyle bir kör olmuş ki elimdekilerden de olurum hatta, bulaşmamak en iyisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Telefonu anneme geri verdim, içimi bir burukluk kapladı karşıdaki sesin sahibinde de hissettiğim türden. Sadece ailemi, arkadaşlarımı değil; Kendimi de ilk bakışta dolu zannettiğim, ama aslında boş olduğunu yeni yeni anlamaya başladığım bir ton şey uğruna hayatım boyunca nasıl ihmal ettiğimi, olmayan zamanımı tüm bunlar üzerinde nasıl harcadığımı hatırlattı bana o sesteki kendini açıkça belli eden moral bozukluğu. Anladım ki kendime bir türlü tahammül edemeyişimin, kendimden her daim kaçmak isteyişimin en büyük nedeni buymuş meğer. Yine de sadece anlamakla yetineceğimi biliyordum, bunun her daim böyle devam edeceğini; Kaderci bir insan olmamama rağmen, işime geleceği için bunu da kadere bağlayacağımı..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biterken Çalıyordu - Mercan Dede/Nefes/Hininga&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-6698864067514300737?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/6698864067514300737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/11/tempus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/6698864067514300737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/6698864067514300737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/11/tempus.html' title='Tempus'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7760284137063036137.post-4839575082749897608</id><published>2009-10-30T21:01:00.000+02:00</published><updated>2010-04-25T18:02:32.813+03:00</updated><title type='text'>Déjà vu</title><content type='html'>İstisnasız her şeyin tıpatıp aynı olması durumu ile karşı karşıyayım son zamanlarda. Hayır hayır, bahsetmek istediğim şey sabah kalkıp kahvaltı masasına oturmakla başlayan herhangi bir gün dahilinde karşılaşılan rutinler değil; Hayatın bana oynamaktan bir türlü sıkılmadığı oyunlar ve benim bu oyunlara karşı olan acizliğim burada konu olan. Ömrümün hatırı sayılır bir diliminde, akla gelebilecek hiç bir konuda başarı ile bir türlü iyi geçinemeyen ben, aynı hataları yapmaktan yine de geri kalmıyorum ve hayat da hala 'Mih mih mih!' şeklinde tabiri caiz ise 'Kestane' gibi sırıtarak bana karşı kazandığı galibiyetlere ve hep aynı köşeden attığı gollere zevkle bir yenisini daha eklemeye devam ediyor. Ben de gözlerimdeki yaşlarımı silmeden, böyle blog köşelerinde yaptığım hataları hayata yıkıyor, öyle öyle avunuyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında ne kadar az şey istiyorum be... Etrafımda güvenebileceğim sadece bir kaç gerçek 'İnsan', bazı ufak, mütevazi başarılar ve 'O'. Ya da bilmiyorum. Bu konularda geçmişte bir çok sabıkası bulunan biri olarak bunları söyleme hakkımın olduğunu bile bilmiyorum. Hayatın bu güne kadar bana bahşettiklerini hiçe saydığım için utanıyorum. Burada haksızlığa uğrayan; hakkı yenen hayat mı, yoksa ben mi kestiremiyorum. Bunları düşünürken işin içinden çıkamayıp delirecek gibi oluyor ve neden içki içmekten hazzetmediğime kızıyorum; Kafalardaki düşünce bulutunu kısa süreliğine de olsa dağıtmanın yolunu rakı şişelerinde bulanları, onun da yetmediği durumlarda son çare olarak kendilerini uyuşturucunun pis kokan çürümüş ellerine teslim edenleri, çözümü bir avuç barut ve kurşunun sıcaklığında bulanları daha iyi anlıyorum. Ama tüm bunları düşünürken, karşıma dev cüssesiyle korkum çıkıyor ve tehdit edercesine gözlerini üzerime dikiyor; Korkumdan korkuyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de çareyi oturup gözyaşı dökmekte buluyorum bazen. Bir nebze rahatlayarak başımı yastığa dayıyorum, düşünmek istemeden uyuyor ve her şeyin daha iyi olacağına inanıyorum masum bir aptallıkla. Yeni bir güne başlarken lanet okumak yerine gülümsemek geliyor içimden uzun zaman sonra yeniden. Fakat hayat ile yaptığım tek kale maçta, gün boyu kalemde gördüğüm aynı goller hayatın hanesine bir çizik daha eklerken, benim göz pınarlarıma da bir adet gözyaşı olarak geri dönüyor ve yeni bir maraton daha başlıyor ister istemez. Anlıyorum ki direnmenin anlamı yok; Hayat ne olursa olsun devam ediyor...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Not: Bu blogu da eğlence olsun, çeşitli aptal geyik muhabbetleri çevireyim diye açmıştım ama pek eğlencelik bir halde olduğum söylenemez bu sıralar, o nedenle idare ediverin artık...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biterken Çalıyordu - Mehmet Güreli/Kimse Bilmez&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7760284137063036137-4839575082749897608?l=zuritamarduk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/feeds/4839575082749897608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/10/deja-vu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/4839575082749897608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7760284137063036137/posts/default/4839575082749897608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zuritamarduk.blogspot.com/2009/10/deja-vu.html' title='Déjà vu'/><author><name>ZuritaMarduk</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_TPSeK7p_MRk/S3QVpSfceMI/AAAAAAAAAGw/OWokPsxvj2Q/S220/ZuritaMarduk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
